Monólogo

Bir nevi atışma, kendiyle dertleşme, sıkılma, sevilme, nefret etme, ayrılma, barışma, acıkma, kıskanma, komplekslenme, küllerinden doğma ve küstahlaşma çabası... Bazen saksıda bir sardunya, bazen anne, bazen kadın, bazen deli, bazen duyarsız kurbağa... Neysem ne kime ne de... Kimim ben de bilsem... < stats counter

Arama

Twitter feed

Find me on...

Posts I like

Daha fazla beğenilen gönderi

Çok dağınık çalıştım! Offffff offffff ! (Taken with instagram)

Tımarhane

Artık bitti!

Dünya hızla kendi etrafında dönerken, biz de üstündeyiz… Üstünde miyiz? Bazen etrafımda dönüyor sanıyorum çünkü…

Günler ve hemen ardından çağlar geçiyor…

Değişiyor her şey…
Hiçbir şey eskisi gibi değil.
Değiştikçe gelişiyor, geliştikçe bozuluyor, bozuldukça düzeliyoruz.
Bir şeye varacağız en sonunda…
Varmalıyız…
Bugün bir arkadaşım “Sen de o ışığı görüyorum” dedi… Başkalarının delilik dediği şeye ışık dedi o… Kendimle uğraşıyorum sadece, azmettim. Hazmetmek de mümkün olur umarım. İçerdekini yonta yonta çıkaracağım ve çok seveceğim. Hırpalanıyorum arada… İnsanın kendisiyle uğraşması zor oluyor. Ne çok koruyorum kendimi…Her şeye bir sebebim var, her şeye bir bahane, her şeye bir cevap…
Sus artık!
Kabulleneceksin her şeyi…
Göreceksin…
Sen busun!
Bundan daha fazlası olabilecekken sadece busun…
Daha fazlası olacaksın o zaman…
Daha iyisi…
Daha akıllısı…
Daha gerçeği…
Korkular yersiz bu dünyada… Korkacak o kadar çok şey var ki… dünya milyarlarca paranoyayı üstüme salarken korkmamak mümkün mü peki?
Mümkün…
Fantezi dünyasından çıkarsan mümkün…
Var olduğun gerçeklikle dilin arasına cuk diye yerleştirdiğin o fantezi dünyasından kurtulacaksın ilk önce… Şu dediğimi anladınız mı? Ben bile ne yazdığımı anlamadım ama yazılmayanı anlıyorum artık.
Hadi kendimizle uğraşalım artık…
Hastalıklı toplumların travma geçirmiş bireyi olmaktan sıkıldım.
Bu tımarhane delilerin olmalı bir an önce…
Dünya dönüyordu değil mi?


Kime göre?

 
Tımarhaneyi ele geçirsin deliler…
Bu iş akıllılarla(!) olmayacak!
Düzelecek o zaman her şey…

Erkek (6 Dakika)

Güçlü, yenilmez, koruyan, kollayan erkek… Yumruğu masaya vurdu mu, öbür uçtaki sürahiyi deviren erkek! Bir nevi Cüneyt Arkın, bir nevi Tarık Akan, bir nevi Brad Pitt… Son haliyle kumsalda dans eden Biscolata Tanrısı… Ya da sokağın köşseindeki göbekli bakkal amca…

Erkek dediğin şöyle olur böyle olur deyip kendi dediğine içten içe inanmayan canlı. Bir hayale gönül vermiş, onu da yapamayınca gizli gizli depresyona girmiş, duvarları yumruklayarak rahatlamaya çalışmış küçük çelimsiz çocuk…

Metropolde darmadağın şimdi… Plazalarda kadınlarla rekabet halinde. Olacak iş miydi bir kadına rapor vermek? Oluyor ama! Hayat acımasız…

Ne yapacağını bilmez halde çaresiz erkek…

Ama hala erkek. Kendine yeni bir tanım bulmaya çalışıyor. Özgürce ağlayabileceği, sarıp sarmalanacağı bir sıcak yuva. Gelecek elbet, az kaldı. Erkeklik yeniden tanımlanacak, kadın bu arada kafayı yemeyip “Ben Tanrı’yım!” diye kendini ortalara atmazsa tabi…

Bayılıyorum ben bu çifte!

Lahana (6 Dakika)

Lahananın yapraklarını yıkamak büyük dert. Kesmek de tabi. Kapuska ustası oldum ama bu kesme ve yıkama işine o kadar büyük bir zaman harcıyorum ki anlaşılır gibi değil. Yaprakların arasında yaşamına devam eden bir böceğin tencereye gitme ihtimali, tüylerimi diken diken ediyor.

Kapuska acılı olur, bol acılı… Herkes iyice yansın ki kapuska pişirirken çektiğim ızdıraba biraz da onlar katlansın. Evhamlarım neticesinde pişireceğim lahananın bir eziyete dönüşmesi tamamen kendi seçimim… Diğer güzel şeyleri eziyete dönüştümem gibi… Kontrol hastalığım da var. mümkün olsa lahanlar yetişirken başında dursam mesela…

Didinip uğraşmakla, devrilip yatmak arasındayım.  Ağırdan alma seçeneğini eklememişler bana. Ya duruyorum, ya gidiyorum. Lahana ile ne alakası var ki bunun? Yata yata büyüyen karpuzdur aslında ve ben onu sevmem. Çekirdekleri var. Böceğe benzeyen simsiyah çekirdekleri… Ayıklayamam onları tembelim ve balığı da bu yüzden yemem, kılçıkları var.

Lahanın yapraklarını tek tek yıkarım, zira kafamı kırdım herhalde!

Özgürlük (6 Dakika)

Özgür olduğumu sanmaktayım aslında! Neredeyse kuşlar kadar özgür! Oysa onlar bile göç zamanı geldiğinde oturup kalamazlar istedikleri yerde… 

Yapılması gerekenler, bitirilmesi lüzumlu olanlar, sorumluluklar, sıkıcı şeyler, sevmeden istemeden yapılanlar var hayatta. Özgürlük sevmediğin bir şeyi zorunluluklar yüzünden yapmak mıdır?  Ya da sevdiğin şeyleri mecburiyetler yüzünden ertelemek mi? Hiçbiri değil… Zira bunlar sıkıntı veriyor insana. Demek ki özgürlük olmayan kanatlarımızı, orada duruyorlarmış gibi devam etmek hayata. Fasa fiso!

Belki de hayatımızdaki tek özgürlük istediğimiz gibi düşünebilmektir. İçimizde saklı duran sesin avaz avaz bağırmasıdır. Kimseye duyuramasak, birilerine söyleyemesek de… Aptal olma hakkımızın bile olmayışıdır özgürlük… Her aptallığın bedelini ödetirler adama. 

Kötülerin ölmediği, hesapların görülmediği, içimizdeki zehrin akıtılamadığı bir alemdir özgürlük.

Özgür müyüz? Yok be canım nerede!!! 

What happened that night? Your final night.
Double, treble exposure
Over everything. Late afternoon, Friday,
My last sight of you alive.
Burning your letter to me, in the ashtray,
With that strange smile. Had I bungled your plan?
Had it surprised me sooner than you purposed?
Had I rushed it…

Roman Doğuracağım Bir Gün

Aklımda bir hikaye var… Yıllardır aklımda… Çıkmıyor. Hikayenin sonu tam bir vahşet ama o sona sebep olan herşey insani…

Kafamdaki her şey yerli yerinde, giriş, gelişme ve sonuç… Gelişme kısmı öyle uzun ki hikayem ancak roman olmalı… Gel gör ki yazamıyorum. Ben kısa yazıların insanıyım galiba. İlk iki bölümü yazdım ama daha yazacak en az 100 bölüm olmalı… Buna rağmen roman taslığını açar açmaz içime bir sıkıntı doluyor. Film bile olur hikayemden ama sinemadan anlayan birileri Türkiye’de kimse çekmez bunu dedi. Sonu biraz kanlı diye… Kendi kızlarını gırtlaklayan ailelerin olduğu ülkeye ağır gelirmiş… Korku filmlerini seyrediyorsunuz ama… Testere’ye bayıldı millet!

Halbuki oyuncu kadrom bile kafamda… Erkek, Fikret Kuşkan, kadın Nurgül Yeşilçay, olmazsa Bennu Yıldırımlar… Evrim Solmaz da var kadroda. Biraz pahalı oldu sanırım.

Aman! Olmadı kendim yazar kendim oynarım!

Neyse… Zaten ben senaryo nasıl yazılır bilmem, çok meşakkatli iş o.  Ama bir düşünsene “Pınar Korkmaz’ın “xxxx” romanından sinemaya uyarlanmıştır” cümlesi pek güzel, pek alımlı ve pek egolu duruyor. Ben arada böyle hayaller kurarım, sonra da kafamdaki roman hikayesini kağıda dökemem. Piyango bileti almam ve büyük ikramiyenin bana çıkacağına dair hep büyük umutlar beslerim. Öyle bir şey!O kadar az boş vaktim var ki ancak hayale yetiyor.

Niye yazamıyorum arkadaş ben?

İnternetten toparlayıp saklayabildiğim yazılarım 4.000 adedi çoktan geçmiş… İyi kötü, vasat, muhteşem… Olsun… En az 4.000 kere kalem sallamışım ama bir roman yazamadım.

Roman yazmak sancılı olurmuş… İyi de 4 yıldır sancı çekiyorum, nasıl bir rahim ağzı bu, açılmadı meret!

Çok geç oldu, ben sizin yerinizde olsam yatarım.

Annem bana her kızdığında “Anne olunca göreceksin sen de gününü! Anlayacaksın o zaman beni!” derdi.

Doğru çıktı yahu!

İnsanın başına gelmeden bir annenin endişelerini, mutluluklarını ve korkularını alamak mümkün değil. Anne olmak insana pençeler veriyor; çocuklara yan gözle bakan olursa parçalamak için…

Çocuklarım büyüyor. İlk çocuğumi tek oğlum, kocaman oldu, sakalları çıktı ama bana büyümüş gibi gelmiyor. O da herşeyi benden daha iyi düşündüğünü sanıyor. Yıllar evvelki halim gibi… Ama biliyor ki bir şeyler ters giderse gelip yanıma sokulacak…

Çok sevdiğim bir söz var, Erma Bombeck’e ait; “Annenin sana bir tavsiyede bulunayım mı?” sözü yalnızca formalitedir. “Evet” ya da “Hayır” demeniz farketmez.O tavsiyeyi her halükarda duyarssınız.

İşte tam olarak Bombeck sözü kıvamındayım. Hatta ben “Sana bir tavsiyede bulunayım mı?” diye sormuyorum bile, direkt tavsiyeye boğuyorum oğlanı… Ha hu falan diyor sonra da yapmıyor zaten. Gidip kafayı duvara vuruyor sonra… Anne sözü dinlemezsen böyle olur…

3 çocuğum var benim, tavsiye zenginliğini düşünün artık. Önümüzdeki yılları uzun uzun tavsiye ede ede yaşayacağım sanırım.

Çok geç oldu, ben sizin yerinizde olsam yatarım.

Yükleniyor posts...